of 223/223

LUIGI PIRANDELLO - Turuz

  • View
    2

  • Download
    0

Embed Size (px)

Text of LUIGI PIRANDELLO - Turuz

LUIGI PIRANDELLO 1867'de Girgenti (Agrigento)'de dodu. Eitimine doduu kentte balad. Lise ö­ renimini Palermo'da tamamlad. Palermo Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Edebiyat Fakültesi'nc yazlsa da, 1887 ylnda kaydn Roma Üniversitesi'ne ald. Bir yl son­ ra Bonn Üniversitesi Roman Filolojisi Bölümü'ne yazld. 1889'da ilk iir seçkisi olan Mal giocondo'yu (Mutlu llet) yaymlad. 1891 ylnda Bono Üniversitesi'nden mezun oldu. Ayn yl Bonn'da ak olduu Jenny Schulz-Lander'a yazd iirleri Pasqua di Gea (Gea'nn Paskalyas) adyla yaymlad. 1892 ylnda babasnn yollad aylkla geçindii Roma'ya yerleti. Luigi Capuana'run desteiyle edebiyat çevrelerine girdi ve düzyaz de­ nemelerine balad. 1893'de ilk roman Marta Ajala/L'esclusa'y (Dlanm Kadn) yaz­ d. 1894 ylnda babasnn i ortann kz olan Maria Antonietta Portulano ile evlendi. Ayn yl ilk öykü seçkisi olan Amori senza amore'yi (Aksz Aklar) yaymlad. 1895'te dönemin edebiyat dergilerinde yazlar yazmaya blad. Ayn yl ikinci roman il turno'yu (Sra) yazd. 1897'de Roma Öretmen Yüksek Okulu'nda talyanca dersleri vermeye ba­ lad. l 903'te babasnn iflasnn ardndan kansnn akli dengesinin bozulmasyla maddi ve manevi sorunlar yaamaya balad. Kansnn psikolojik sorunlanun derin izlerini tayan, l 904'de yaymlad bayapn il fu Mattia Pascal (Merhum Mattia Pascal) ile ilk büyük baansn kazand. 1908'de Arte e scienza (Sanat ve Bilim) ve L'umorismo (Mizah) adl denemelerini yaymlad. 1909-1913 yllan arasnda I vecchi e igiovani (Yallar ve Gençler) romarun yaymlad. 1911-1915 yllan arasnda, daha sonra Novelle per un anno (Bir Yllk Öyküler) adyla yaymlamay tasarlad bütünceyi oluturabilmek için aralksz olarak öykü üretimini sürdürdü. 191S'te Si gira (Kayt)/ I quaderni di Smftno Gubbio operatore (Ka­ mera O peratörü Serafino Gubbio'nun Defterleri) romarun yaymlad. 1917-1920 yllan arasnda tiyatro oyunlanna arlk verdi. 1921 'de ilk kez Roma'da Sei personaggi in cerca d'autore (Nt Kii Yazarn Aryor) oyunu, 1922 ylnda ise Milano Manzoni Tiyatrosu'nda Enrico IV (Iv. Henry) oyunu sahnelendi. Ayn yl Alt Kip Yazann Anyor oyunuyla Londra ve Amerika'da tarund. Bu arada Pirandello'nun yapdan birçok dile çevrilmeye baland. 1925'te Roma Sanat Tiyatrosu'nun yönetimine getirildi. 1926'da son roman Uno, nessuno e centomila'y (Biri Hiçbiri Binlercesi) yaymlad. 1929'da ünü tüm dünyaya yayld. 1930 ylnda Greta Garbo'nun barolünü oynad Come tu i vuoi (Senin Beni stediin Gibi) filminin çekimleri için Hollywood'a davet edildi. 1934'te Nobel Edebiyat Ödülü'nü ald. 1936'da Igiganti delta montagna (Dan Devleri) adl öyküsünü tamam­ layamadan Roma'da öldü.
ESN GÖREN stanbul'da dodu. talyan Kz Orta Oklu ve talyan Lisesi'nden mezun olduktan sonra stanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Bat Dilleri ve Edebiyatlar Bölümü talyan Dili ve Edebiyat Anabilim Dal'n bitirdi. stanbul talyan Kültür Merkezi'nde ve Marmara Üni­ versitesi Hukuk Fakültesi'nde talyanca dersleri verdi. stanbul Üniversitesi talyan Dili ve Edebiyat Anabilim Dal'ndan Luigi Pirandello'nun Öykülerinde Yapsal Özellikler balkl teziyle doktora derecesi ald. Ayn bölümde öretim üyelii yapmaktadr. Percorsi di letture intertestuali adl bir kitab ve çeitli dergilerde yaymlanan makale ve çevirileri vardr.
Luigi Pirandello
DILANMI KADIN
Everest Yaynlar'na aittir.
Sertifika No: 10905
EVEREST YAYINLARI
Tel: (212) 513 34 20-21 Faks: (212) 512 33 76
Genel Datm: Alfa, Tel: (212) 511 53 03 Faks: (212) 519 33 00
e-posta: [email protected]
www.everestyayinlari .com
Sunu
Yirminci yüzyln hemen banda talyan edebiyatnn etkin ustalar arasnda yerini alan, roman, öykü ve tiyatro oyunla­ nyla talya'y Avrupa'ya tayan Luigi Pirandello'nun yirmi alt yanda yazd ilk roman Dlanm Kadn, 1893 ylnda kaleme alnmasna karn, ancak sekiz yl sonra, 1901 ylnn 29 Haziran-16 Austos tarihleri arasnda ilk kez La Tribu­ na gazetesinde tefrika olarak yaymlanabilmitir. Kitap olarak yaymlanmas ise 1908 ylnda Milano'daki Treves Yayne­ vi tarafndan gerçekletirilmitir. Bu ilk basksnda yer alan, Pirandello'nun yaznsal üretiminin ilk yllarnda onu destek­ leyen, dönemin ünlü yazarlarndan Luigi Capuana'ya yazd ithaf mektubunda belirttii gibi, roman yazldktan ancak on dört yl sonra tek cilt olarak okur karsna çkma ans yaka­ layabilmitir.
Henüz dönemin doalc poetikasnn ve talyan gerçek­ çi yaznnn pozitivist etkisinden tam olarak kurtulamam olmasna karn, talyan edebiyatnda bireysel ve psikolo­ jik çözümlemenin ilk örneklerinden saylan bu ilk roman, Pirandello'nun hem konu hem biçem olarak tekrarlamaktan bkp usanmad temel izlekleri içermesi açsndan yazarn sonraki yllardaki üretimine k tutar.
Edebiyat eletirmeni Giovanni Macchia, yazarn Monda­ dori tarafndan baslan roman külliyatna yazd giri bölü-
v
münde, Pirandello'nun üretimi boyunca farkl biçimlerde yi­ neleyip durduu hep ayn "yaam fikri"ni öyle açklar:
O birletirir ve söker: Bir noktaya bir balant parfas koyar ve onu birebir ayn haliyle baka bir noktada kullanr. na ettiinden memnun gibidir ama sonra farkl ekilde tasarla­ d ve farkl ekilde konumlandrd ayn malzemelerle yeni bir yap ina etmeye balar. ( ... ) Anlat kiileri, bazen tpa­ tp aynlar, bazen de fiziksel bir ayrntsna Purgu yaplarak haftff e deimi halleriyle dolap dururlar: Bir öyküden pkp bir romana geferler, bir romandan pkp bir denemede ortaya pkarlar, orada da rahat durmayp, bir romann suskun sayfa­ larndan ayrlp mutsuz yaamlarnn almak olaylaryla ti­ yatro sahnesinin fatrdayan masalarnda anslarn denerler.
Macchia'nn sözünü ettii bu döngüsel hareket hiç ku­ kusuz Pirandello'nun tüm yaptlarnda rastladmz onak özelliktir. Her bir anlat metni bir bütünün parças olarak kar­ mza çkar, bu nedenle anlat kiilerinin, felsefi görülerin, belli bal izleklerin birbiriyle söyletii, dolamda olduu bu geni metinleraras üretim evreni çamzn çoksesli edebiyat geleneine çok da uzak saylmaz aslnda.
te bu nedenle, dilimize daha önce birçok yetkin çevir­ men tarafndan aktarlan ve görece olarak daha çok tannan tiyatro oyunu, öykü ve romanlarnn temel izleklerinin, çou yazann tersine, daha bu ilk romannda onaya çkyor olmas, bende pek tannmam bir ilk yaptn Türk okuruyla bulu­ masna araclk etme arzusunu uyandrd. Bu "ütopik heves", yazan lise yllarmdan balayarak anadilinde okuyup sevmem, daha sonraki yllarda Pirandello öyküleri üzerine yaptm doktora çalmas için, günümüzde Pirandello Aratrmalar Enstitüsü olarak ilevini sürdüren Roma Antonio Bosio Soka­ 'ndaki evine kadar sürüklenmem gibi kiisel nedenlerin yan
v
sra, yirmi birinci yüzyln neredeyse ilk çeyreine yaklarken Türkiye topraklarnda ha.13. kadnn konumunun fazla dei­ mediini ve romann Sicilya topraklarnda yaayan bakiisi Marta Ajala'nn Anadolu topraklarnda yaayan Türk kadnna benzerliini paylama isteimden de kaynakland. Bu açdan Dlanm Kadn, bireyin/kadnn toplumun biçtii rollere, dayatt modellere baml olarak yaamasn, gerçein gö­ rünü karsndaki göreceliliini, sonsuz sayda yoruma açk oluunu ve mutlak gerçein ulalmazln evrensel düzey­ de yanstan bir edebiyat metni olarak günümüzde halen ge­ çerliliini koruyan konulan çarpc bir biçimde dile getiriyor. Pirandello, on dokuzuncu yüzyln sonlarnda yazd, döne­ min yazn parametrelerini aan bu ilk romannda, gerçek ve görünüm, birey ve toplum, yaam ve biçim, biri ve öteki, iç dünya ve d dünya gibi sonraki yaptlarnda sürekli ileyecei ikilikleri daha balangçta mizah ekseninde ele almay deniyor. Aslnda ikiyüzlülük, yalan, yasak ve tabularla örülmü top­ lumsal an içine hapsolmu kadnn çaresizlii günümüzde de güncelliini koruyor haia.
Çeviriye kaynak metin olarak "Pirandello. Tutti i ro­ manzi, 'i Meridiani', Arnoldo Mondadori, Milano, 1973" künyeli Giovanni Macchia tarafndan hazrlanan iki ciltlik külliyatn 1. cildindeki bask temel alnd. Bu baskda Gio­ vanni Macchia'nn Luigi Pirandello'nun romanlarna yazd önsöz, Mario Costanza'nn yazd yazarn yaam ve eser­ lerinin kronolojisi ve farkl yllarda yaymlanan basklardaki eklemelerin, silmelerin, düzeltmelerin yer ald, okuru ve aratrmacy yazarn yazma serüveninin oluum evrenini, bir bakma "genetik haritasn" yakalamaya yönelten bir döküm bulunuyor. Çeviri metin boyunca, hitap ekillerinin, yer ve kii adlarnn kaynak metinde geçtii ekilde talyanca yazl­ m yelendi.
Vll
Ortega y Gasset'nin "Çevirinin Sefaleti ve Görkemi" adl makalesinde belirttii gibi, edebiyat çevirisinin "imkanszl" görüüne katlmakla birlikte, Pirandello'nun kendine özgü söz daarcn, uzun ve ayrntl betimlemelerle oluturduu, titizlikle seçilmi bol sfatl cümlelerini, birbirine benzer veya ayn sözcükleri sklkla kullanarak yinelemekten kaçnmad özgün mizahn ve metafor, abart ile benzetmelerle zengin­ letirdii anlatm tekniini, farkl bir kültürün kendine has dinsel/sosyal yapsn aslna yakn olarak bir baka dilde, Türk­ çede yeniden üretebildiimi ve Türk okurunun romana müm­ kün olabildiince ulamasn salayabildiimi umuyorum.
Bana Pirandello'nun gölgede kalm bu yaptn Türkçeye çevirme olanan salayan Srma Köksal'a, son okumay ger­ çekletiren Berrak Göçer'e, özellikle kültürleraras almlama­ da karlatm güçlüklerde içtenlikle yardmc olan meslek­ tam Raffaella Lincesso'ya ve masama yazp brakt küçük notlarla çeviri sürecimi yüreklendiren kzm Selin'e teekkür borcum sonsuz.
v
Dlanm Kadn'n lk Bask.snda
Yer Alan thaf Mektubu*
Dlanm Kadn 'n ilk kez kitap olarak yaymland 1908 yl Treves Yaynevi'nin basksnn sunu bölümünde yer alan aadaki mektup, romann ithaf edildii yazar Luigi Capuana 'ya·· Luigi Pirandello tarafndan yazlmtr.
Sayn Dostum,
Bu romanmn bandan geçen bir dizi olay ve bu romanla ilk kez (üzerinden imdi yaklak on dört yl geçti) düzyaz
* Dlanm Kadn'n, 1908 ylnda Treves Yaynevi tarafndan yaymlanan ilk basksnda yer alan Luigi Capuana'ya ithaf mektubu, Pirandello'nun dene­ timinden geçen ve birincisine göre deiimlere urayan Bemporad Yayne­ vi tarafndan 1927 ylnda.ki basksnda ve Mondadori Yaynevi tarafndan 1932 ylndan itibaren yaplan dier tüm basmlarnda yer almamaktadr. Mondadori Yaynevi'nden çkan dier basmlar için bkz: 1934; 1937; 1941
(Luigi Pirandello, Tutti i romanzi, vol. unico, Collezione "Omnibus"); 1949 (Luigi Pirandello, Tutti i romanzi, 2 voli., Collezione "Omnibus", vol. I); 1953 (Collezione "il ponte"); 1955 ("Biblioteca Moderna Mon­ dadori"); 1957 (Luigi Pirandello, Tutti i romanzi, Collezione "1 classici contemporanei italiani").
* • Pirandello'yu Roma sanat çevrelerine tantan Sicilyal yazar, eletirmen, ga­ zeteci (1839-1915), talyan gerçekçiliinin en önemli temsilcileri arasnda­ dr. (ç.n.)
x
sanatn denediimi ve romanm -ilk ekliyle- size ithaf etti­ imi biliyorsunuz.
Ancak, Berni'nin de "zor zanaattr kitap yaymlamak". eklinde ifade ettii gibi, sklkla yumurtadan önce tavuun domas, yani ününü salayacak olan kitab baskya yollama­ dan yazarn mehur olmas talep edilir. Uzun süre romanm Dlanm Kadn da hem yaynevleri, hem de okurlar tarafn­ dan ayn kadere maruz brakld. Ta ki La Tribuna gazetesin­ de yaymlanana kadar: Bu gazetede tefrika olarak yaymlanan ilk talyan roman.
Gazete tefrikalarnn tahammüllü ve tezcanl okurda yap­ t etkiyi kavrayabilmem zor; elbette bu romanda, her ne ka­ dar dram daha çok anlat kiilerinin iç dünyalarnda cereyan etse de, dramatik sahneler eksik deil, ancak kaçnlmaz olarak kesintili bir okumada, ürünün en özgün yannn, yani kii ve olaylarn nesnel betimlemesinin altnda özenle gizlenmi olan yannn, yani romann esasen mizahi yannn alglanabildii hakknda kuvvetli üphelerim var.
Burada, anlat kiilerine kendi istemlerine göre hareket et­ tikleri yanlsamas verilmesine karn, her istem darda bra­ klmtr: Oysaki gizli, kat, baskc bir yasa onlar yönetmekte ya da sürüklemektedir; bu ekilde toplum tarafndan dlan­ m masum bir kadnn -yeniden geri alnmas için- önce na­ musu lekelenmeli, yani gerçekten haksz yere itham edildii suçu ilemelidir.
Yine de bu gizemli amaca yönelik hiçbir tasan ya da ön hazrlk veya uyarlama söz konusu deil. Nitekim burada ki­ ilerin karakterlerini ve yaamlarn güçletiren, snrlayan ve bozan irili ufakl birçok beklenmedik engel yer alr. En azn-
* Francesco Berni (1497-1535). talyan air ve yazar. Mektupta geçen dize için bkz. "Prefazione al commento del capitolo della primiera", Rime.
(ç.n.)
x
dan, görünüte, çelikilerle dolu, bir düzene bal olmayan doa, bütün unsurlarn belirgin biçimde sraland ve ibirli­ i yapt ve bu yüzden de bir yandan çok youn, bir yandan da çok basit bir yaam imleyen sanat eserlerinden çok uzaktr çou zaman. Gerçek yaamda, bir karakteri belirleyen eylem­ ler, olaan olaylar ve ortak özellikler zemininde ayrmaz m? Bu olaan olaylar, bu ortak özellikler, ksacas yaamn böylesi deiken ve karmak özdeksellii de bütün yapay ve ülküsel sadeletirmeleri sertçe yalanlamaz m? Eyleme zorlamaz m? Yazarlarn tasavvur ettii olay ve kiilerin bütün o ahenkli tu­ tarllna zt duygu ve düünceler esinlemez mi? Ve ruhun cimri veya cömert, asil veya rezil deiken hallerinde, sanki o varlk sadece o ksack kendinden geçi ya da bilinç kayb anndan ibaretmi gibi, onu beklenmedik bir kancayla yaka­ layan ve var olduu sürece mihrapta ya da daraacnda asl tutan kim bilir kaç öngörülmemi, öngörülemez etken vardr yaamda?
Bu nedenle, romanmda sk sk yinelenen gösteriten uzak ve ayrntl betimlemeler için balanacam umuyorum.
Sayn dostum, romanm içtenlik.le batan sona gözden ge­ çirip yeni batan düzenledim ve okura ilk kez tek bir ciltte toplanm haliyle sunarken onu yine size ithaf etmek istiyo­ rum.
Hürmetkarnz Luigi Pirandello Roma, Aralk 1907
x
1
Antonio Pentagora sanki hiçbir ey olmam gibi sakin sa­ kin akam yemei için sofradaki yerini almt bile.
Ensesinde kat kat boumlar oluturan tral pembe-be­ yaz kaln derisinin altndaki, alçak tavandan sarkan lambayla aydnlanan çiçek bozuu surat bir maskeyi andryordu. Ce­ ketsizdi, tüylerle kapl kollarnn üzerinde svad uçuk mavi, eprimi, biraz solmu ve kll barn açkta brakan gömleiy­ le, yemei getirmelerini bekliyordu.
Sanda, hiç çkarmad siyah ipek baörtüsünün altndan kaçamak, keskin, öfkeli gözlerle bakan, solgun suratl ve ça­ tk kal ablas Sidora oturuyordu. Solunda, upuzun boynu­ nun üzerinde yarasay andran kepçe kulakl kafasyla oka gir­ mi gibi bakan, düzgün burunlu, patlak gözlü olu Niccolino vard. Felaketin ardndan, o akam, baba evine geri dönen di­ er olu Rocco'nun yeri tam karsna hazrlanmt.
Akam yemei için bu vakte kadar beklemilerdi onu. Geç kaldn görünce, sofraya oturmulard. Sararm bask du­ varlar boyunca, neredeyse hepsi birbirinden farkl, sonu gel­ mez iki sra sandalyenin bulunduu kasvetli kocaman odada üçü de suskundu. Anm karolu, hafifçe çökmü döemeden belli belirsiz eski evlere özgü bir rutubet kokusu yaylyordu.
Sonunda Rocco, karamsar ve perian halde eikte belirdi. Kalarn çattnda ve morumsu yumuak dudakl, geni a-
3
zn büzdüünde kötücül bakabilen bo ve akn soluk mavi gözleriyle boylu boslu, seyrek san saçl, ask suratlyd. Ba­ caklarn açarak yürürken gövdesi saa sola yalpalyor, ba ve kollan yürüyüüne elik ediyordu. Ara sra çenesini ileri uzat­ masna ve aznn kenarlarn aa kvrmasna neden olan bir tiki vard boyun kaslarnda.
"O, aferin Rocco'cuum, ite hurdasn!" diye bard ba­ bas iri yüzüklerle dolu kocaman kaba saba ellerini ovutura­ rak.
Rocco masada oturmakta olan üçüne bir süre bakt, son­ ra dirsekleri dizlerinin üzerinde, yumruklan çenesinde, ap­ kas gözlerini kapatm vaziyette kendini kapya yakn ilk san­ dalyeye att.
"Hey, kalk hadi!" diye sürdürdü Pentagora. "Seni bekle­ dik, haberin olsun! Bana inanmyor musun? erefim üzerine yemin ederim, saat ona kadar ... Yo, yo daha da fazla ... imdi saat kaç? Gel buraya, ite senin yerin hazr, burada, tpk eski günlerdeki gibi."
Yüksek sesle seslendi: "Bayan Poponica!" "Epponina," diye düzeltti alçak sesle Niccolino. "Kes, hayvan, biliyorum. Canm Popônica demek istiyor,
tpk halan gibi. Sana m soracam?" Rocco meraklanarak kafasn kaldrp, "Popônica da kim?"
diye mrldand. "Talihi kötü gitmi bir hanm," dedi neeyle babas. "Ger­
çek bir hanm, ha? Dünden beri bizde hizmetçilik yapmaya balad. Halan onu himayesi altna ald."
"Romanyal," diye ekledi Niccolino, alçak sesle. Rocco ban tekrar edi; babas memnun bir ekilde dolu
barda yava yava dudaklarna götürdü; küçük bir yudum ald; ardndan Niccolino'ya göz krpt ve azn aprdatarak,
4
"Enfes!" dedi. "Yeni arap, azda buruk bir tat brakyor, Rocco'cuum ... Tadna bak, tadna, mide ann p diye ke­ secek. Saçmalk hepsi be, olum!"
Ve bir dikite kalan arab mideye indirdi. "Yemek istemiyor musun?" diye sordu sonra. "Yemek yiyecek durumda deil," dedi Niccolino usulca. Oday saran kederli sessizlii bozmaktan korkar gibi, çatal-
lann tabaklara çarpmamasna dikkat ederek hepsi birden sus­ n. te bayan Poponica, tütün rengi yap yap yal saçlar, yamru yumru gözleri, derin knklarla çevrili azyla, önlük gibi kollann beline balad patronunun eski ceketine i güçten kirlenmi, küçük ellerini silip ince bacaklar üzerinde sallanarak içeri girdi. Saçlannn boyas, suratnn hüzünlü ha­ vas, o zavall bahtsz kadnn belki de ceketin bo kollanndan çok daha baka bir birleme arzuladn gösteriyordu apaçk.
Antonio Pentagora hemen eliyle gitmesini iaret etti. Roc­ co akam yemei istemediine göre artk ona ihtiyaç yoktu. Hizmetçi, kalnlam gözkapaklann üzgün gözleri üzerine indirip kalann saçlannn dibine kadar yukan kaldrd ve içini çekerek saygl bir ifadeyle uzaklat.
"Hatrlyorsun, deil mi, hey! Ben sana daha önce söyle­ mitim!" dedi sonunda Pentagora.
Pentagora'nn sessizlii yrtan kaln sesi öyle yüksek çkm­ t ki ablas Sidora, her daim çevresine ilgisiz olmasna ramen ayaa frlad. Sofradan salata taban alp bir parça ekmek kap­ t ve yemeini baka bir odada bitirmek üzere kaçp gitti.
Antonio Pentagora kapya kadar onu gözleriyle izledi, son­ ra Niccolino'ya bakt ve dudaklannda souk, sessiz bir snt­ mayla her iki eliyle kafasn ovunrdu.
Hatrlyordu. Yllar önce, kansnn ihanetinin ardndan baba ocana
döndüünde, çocukluktan beri hrçn olan ablas Sidora ona
5
da ayn eyi yapmt. Sessiz sessiz, onu eski bekarlk odasna kadar götürmü, sanki bu hareketiyle, önünde sonunda, iha­ nete uram ve piman bir halde onu karsnda görmeyi bek­ lediini göstermek istemiti.
O uzak andan silk.inip iç geçirerek, "Ben sana daha önce söylemitim!" diye tekrarlad.
Rocco sabrsz bir ek.ilde ayaa frlad: "Söyleyecek baka bir ey bulamyor musun?" diye hay­
krd. Niccolino, o zaman, "Sus!" der gibi masann altndan ba­
basnn ceketini çekitirdi. "Hayr!" diye bard Niccolino'nun yüzüne Pentagora.
"Gel buraya Rocco'cuum! u apkay gözlerinin önünden kaldr ... Ha sahi, yaran var! Göster bakaym ... "
"Yarann ne önemi var?" diye bard Rocco, öfkeden ala­ makl halde apkasn burutump yere frlatrken.
"Baksana, nasl hrpalanmsn ... Su ve sirke getirin hemen, bir pansuman tas, çabuk.
Rocco, "Ha.la m? Gidiyorum ben!" diye gözda verdi. "Çk git! Ne yapaym daha sana? Konu, boalt içini! Sana
iyi davranyorum, sen tekmeyle cevap veriyorsun ... Kalbini fe­ rah tut, olum! Mektubu daha efendice alabilirdin derim ben, böylece alnn dolabn kapsyla yarmazdn ... Ancak, yeter ar­ tk. Saçmalk hepsi! Para desen, istediin kadar var; kadn de­ sen, istediin kadarna sahip olabilirsin. Saçmalk hepsi!"
Safmalk! sözünü cümle aralarna sokuturmak onun tar­ zyd ve her defasnda ünleme bir el hareketi ve yananda bir kaslma elik ederdi.
Masadan kalkp gri, iman bir kedinin oturduu konsolun yanna geldi, çekmeceden bir mum çkard; ne yapmak istedi­ ini göstermek için mumun gövdesinden erimi damlacklar kopard, sonra mumu yakt ve iç çekti:
6
"imdi, Tanr'nn yardmyla uyumaya gidelim!" "Beni bu halde mi brakyorsun?" diye haykrd Rocco,
öfke dolu. "Ne yapmam istiyorsun? Konuunca bozuluyorsun ... Bu­
rada m kalaym? Tamam, o halde burada kalalm bakalm ... " Mumu üfledi ve konsolun yanndaki sandalyeye oturdu.
Kedi omuzuna atlad. Rocco, ara sra ellerini dileyerek ya da skl yumruklaryla
çaresiz öfke hareketleri yaparak odada bir aa bir yukar ge­ ziniyor, alyordu.
Hala masada oturmakta olan Niccolino, lambann altnda iaretparmayla ekmek krntlarn top gibi yuvar­ lyordu.
"Bana kulak asmadn," diye sürdürdü babas uzun bir ses­ sizliin ardndan. "Sen, nasl desem .. sen benim gibi davran­ may tercih ettin... Gülesim geliyor neredeyse, ne yapalm? Sana acyorum, bak! Ancak, Rocco'cuum, faydasz bir dene­ meydi olum. Biz Pentagoralar ... -kuyruunu çek Pufu!- biz Pentagoralar karlanmzdan yana talihsiziz.
Bir süre daha sustu, sonra iç çekerek, yava yava yeniden konumaya balad:
"Bunu biliyordun zaten ... Ama bulunmaz Hint kuma buldum sandn. Ya ben? Aynen senin gibi. Ya rahmetli ba­ bam? O da ayn!"
Bir eliyle boynuz iareti yapt ve havada boynuzlan hare­ ket ettirdi.
"Bunlar görüyor musun, canmn içi? Bizim için bu boy­ nuzlar aile armas! Takmamak lazm."
O zaman, sükunetle ekmek toplarn yuvarlamakta olan Niccolino, müstehzi güldü.
"Aptal, gülünecek ne var bunda?" dedi babas, gösüne dayad tral, kpkrmz, koca kafasn kaldrrken. "Kaderi-
7
,, .
Kafasna vurdu. "Ancak, en nihayetinde, Saçmalk hepsi!" diye ekledi. "Bi­
zim cefa pek de ar deil, öyle deil mi, Pufu? Kannz ko­ varz olur biter. Hatta ans bile getirdiini söylüyorlar. nsan­ lar akordeon alr gibi kadn alyorlar, sanki herkesin çalmay bilmesi artm gibi. Elbette, körüü açp kapamak için pek bir maharet gerekmiyor ama parmaklar tularn üzerinde ol­ mas gerektii gibi gezdir de görelim bakalm! Bana kötü di­ yorlar. Niye kötüyüm peki? Ben nasl huzur bulduysam, tüm dünyann da huzura kavumasn istiyorum. Ancak, öyleleri var ki, birisi hakknda kötü konutuunda, sanrsn yalar eriyor. Aslnda beni ayplayanlar benim iime yaryor. Ne ya­ pyorum, biliyor musun? Ayplamalann alp tam urama ya­ ptryorum."
Kçnn üstüne bir aplak att ve sonra yeniden devam etti: "Gebermeye niyetli olan gebersin. Ben yaamak için çaba
harcyorum. Salk desen grla bizde, bundan gerisi içinse Tann'nn lütfu yanmzda. Aynca, herkesin bildii gibi kadn­ larn meslei kocalarn aldatmaktr zaten. Ben evlendiimde, evladm, deden de bana sana söylediklerimin harfi harfine ay­ nsn söylemiti. Senin beni dinlemek istemediin gibi, ben de onu dinlemek istememitim. Dorudur! Herkesin deneyi­ mi kendine. Karm olacak Fana'run ne olduunu sanyordum ben? Senin karnn olduunu sandn eyin tam tamna ay­ nsn Rocco'cuum, yani bir azize olduunu. Hakknda kötü konumuyorum, ne de kötü olmasn isterim. Siz de ahitsi­ niz. Annenize yaamn sürdürmesi için gerekeni veriyorum
* Calvario ya da Golgota, sa'nn çarmha gerildii Kafatas Tepesi. Cefa çek.i­ len yer. (ç.n.)
8
ve sizin ylda bir defa Palermo'ya ziyaretine gitmenize izin veriyorum. Aslna baklrsa bana büyük iyilik yapmtr anne­ niz: Ana babalarn sözünü dinlemek gerektiini öretmitir bana. Bu yüzden Niccolino'ya söylüyorum: Hiç olmazsa sen, evladm, kurtar kendini!"
Bu çk, kar cinsle ilgilenmeye balam olan Niccoli­ no'nun hiç de houna gitmedi:
"Siz kendi iinize bakn, ben kendi bamn çaresine baka­ nn!"
"Kendi bann çaresine bakacakm, vay, vay, vay!" diye bard srtarak Pentagora. "Hadi canm sen de ... "
"Tamam, tamam," diye yantlad Niccolino sinirli sinirli. "Annemin ey olduu doru olsa bile . ... bize ne zarar do­ kundu zavallcn? .. "
"Nicco'cuum, imdi canm skmaya baladn ama!" diye sözünü kesti babas ayaa frlayarak. "Kaderimiz böyle, ap­ al! Ben senin iyiliin için konuuyorum. Üçümüzün bana gelenler sana yetmediyse, kendine bir kan al da gör o zaman, gerçekten de Pendgora ailesindensen göreceksin zaten!"
Bir hamlede kediden kurtuldu, konsolun üzerinden mumu ald ve yakmadan çkp gitti.
Rocco pencereyi açp uzun uzun darsn seyretti. Gece rutubetliydi. Aada, tepenin etekleri boyunca basa­
mak basamak aaya doru inen son evlerden sonra, ay - nn belli öelirsiz aydnlatt uçsuz bucaksz, ssz düzlük, sisin kasvetli perdesi altnda, orada, denize kadar uzanyordu. O darack, yüksek pencerenin dnda uçsuz bucaksz bir hava ve kainat vard! Yukarda, gecenin rutubetinde, evin iizgirlara, yamurlara açk hüzünlü cephesine bakt; aada acnas tek bir lambann aydnlatt ssz, karanlk dar sokaa bakt; uy­ kudaki yoksul evlerin çatlarna bakt ve içindeki keder daha da derinleti. Kaygl, akn, bakakald çevresine. iddetli bir
9
kasrgann ardndan kararsz bulutlarn dolanp durmas gibi, zt düünceler, sisli anlar, uzak duygular ruhunda belli be­ lirsiz geziniyordu. Orada, o darack sokakta, çocukken, ayn titrek lambann zayf altnda, bir gece, bir adamn haince öldürüldüünü hatrlad. Hizmetçilerden biri ona, öldürülen adamn hayaletinin birçok kii tarafndan görüldüünü anlat­ mt; o da, o denli çok korkmutu ki, uzun süre akamlan bir daha pencereden o sokaa bakamamt. .. imdi, yaklak iki yl önce brakt baba oca, tüm bulank hatralar, eski skntlarla onu geri alyordu. Yeniden özgürdü, bekarlk gün­ lerindeki gibi. O gece, eski yatanda, bo odasnda tek bana uyuyacakt! Evliyken yaad ev, yeni, atafatl mobilyalaryla bombo ve karanlk kalmt ... Pencereler açk kalmt. .. Ve uzakta, denizin üzerindeki sis bulutlan arasndaki o ay , mutlaka onun yatak odasndan da görülüyor olmalyd ... Pem­ be ipek perdeler arasnda ... ki kiilik yata ... Ah! Gözlerini yumdu ve yumruklarn skt. Peki yarn? Yarn ne olacakt kim bilir? Kasabann tümü, sadakatsiz kansn evden kovduunu örendiinde ne olacakt?
Orada, görülmeyen yarasalarn ksa çlklarnn delip tit­ rettii gecenin hüzün dolu, sonsuz sessizliine dalp gitmi olar Rocco, hali skl yumruklaryla, öfke içinde inledi:
"Ne yapmalym? Ne yapmal?" Masa örtüsüne dikili gözleriyle hali sofrada oturan Nic­
colino, "Aaya, ngiliz'e in," diye önerdi yava ve sak.ince. Rocco sesten irkildi. Ban ona doru çevirdi, kardeini,
orada, lambann altnda soukkarl bir ek.ilde görmekten ve yapt öneriden sersemlemiti.
"Bill'e mi?" diye sordu kalarn çatarak. "Niye ki?" "Ben senin yerinde olsam düello yaparm," dedi Niccolino
emin ve yaln bir edayla, avucuna yuvarlad toplan alp pen­ cereden atmaya giderken.
1 0
"Düello mu?" diye tekrarlad Rocco, biraz düündü ve sonra kekeleyerek atld: "Elbette, elbette, elbette, doru söylüyorsun! Daha önce nasl da düünemedim? Elbette, dü­ ello!"
Yakndaki kiliseden gece yarsn ar ar bildiren çan sesi iitildi.
"Gece yars." "ngiliz uyanktr daha." Rocco burumu apkasn yerden ald. "Gidiyorum," dedi.
il
Merdivende, karanlkta, Rocco Pentagora bir an için ngiliz'in kapsn m, yoksa daha aa katta oturan dier ki­ rac Profesör* Blandino'nunkini mi çalsa bilemedi.
Antonio Pentagora bir kale burcunu anmsatan o evi kat kat çkmt. imdilik dördüncü katta durmutu. Ancak ya gerçekten sapa olduu için ya da kimsenin ev sahibiyle u­ ramak istemedii için, Pentagora tek bir dairesini bile kiraya veremiyordu. Birinci kat uzun yllardr bo duruyordu; ikinci katta sadece tek bir oda kiralanmt, Bayan Poponica'nn te­ mizliini yapt bu tek odada profesör Blandino oturuyordu; üçüncü katta yine tek bir odada Mr. H. W Madden,** yani Bill oturuyordu. Geri kalan tüm odalar ise farelerin igali altn­ dayd. Kapcnn notere benzer saygn bir arl vard ama
* talya'da orta dereceli okullarda eitim veren öretmenlere proftssore denir. (ç.n.)
** Heny William Madden, Pirandello'nun 1889-1891 yllan arasnda Bonn Üniversitesi'nde okurken tand rlandal bir örencinin gerçek ismidir. Bu ismin seçimi, ngilizce to madden (çldrtmak.) fiilinin yaratt parodiyi de içermektedir. (ç.n.)
1 1
ayda be liralk bir arlkt söz konusu olan; bu nedenle asla kimseye selam vermezdi.
Lisede felsefe öretmenlii yapan Luca Blandino, elli ya­ larnda, uzun boylu, zayf, kel olmasna ramen gür sakall, kasabada inanlmaz dalgnlyla nam salm, özel bir adamd. htiyac olduu için öretmenlik mesleini hüzünlü bir tevek­ külle kabullenen, sürekli düünceleriyle megul Blandino'nun artk hiçbir ey ve hiç kimseyle ilgisi kalmamt. Yine de biri­ leri onu artp azck hayaller aleminden indirmeyi baarabi­ lirse kendi tarafna çekebilir, böylece ondan deerli ve karlk­ sz yardm görebilirdi. Rocco bunun farkndayd.
Madden de aa kalr cinsten deildi. O da öretmen­ di ama yabanc dil öretmeniydi, özel ders veriyordu. Bozuk talyancasyla üç be kurua ngilizce, Almanca, Franszca ö­ retiyordu. Oransz aln uluslararas bir meydand ksacas. n­ cecik telli altn sans saçlar, eri ve iri burnunun heybetinden korkup alnnn ve akaklarnn snrndan uzaklamt sanki ama saçlarn peinde, kaçacak yer ararm gibi, her daim ikin iki damar kalarnn ucundan yukarya kvrlyordu. Kalarnn altndaki, alnnn arl altnda ezilirmi gibi duran gri-mavi mini minnack gözleri, bazen kurnaz bazen de üzgün bak­ yordu. Burnunun altnda, dudann snr titizlikle kesilmi saman rengi byklan vard. Geni alnna karn, maymun gibi çevik bir gövde ihsan etmiti doa Bay Madden'a. Bay Mad­ den bu yeteneinden de hemen bir frsat yaratmt kendine: Bo zamanlarnda eskrim dersleri veriyordu; ancak hiçbir id­ dias yoktu.
Muhtemelen zavall Bill de nasl olup da doduu rlanda'dan Sicilya'nn bir kasabasna dütüünü kendisine açklamakta zorluk çekiyordu. Vatanndan bir tek mektup bile almamt imdiye kadar! Tam anlamyla yalnz bir adamd, geçmii ve gelecei yokluk doluydu. Talihin elinde oyuncak
1 2
olmasna ramen bezgin deildi. Aslna baklrsa, gelecei hakknda Bay Madden 'n aklnda düüncelerden çok sözcük­ ler vard ve devaml onlar kendi kendine tekrar ediyordu.
Rocco, -Niccolino'nun tahmin ettii gibi- onu uyank buldu.
Bili, krk bir abajurun aydnlatt geni alnyla, küçük masann önündeki krk dökük eski bir kanapede oturuyor­ du; yalnayakt, bacak bacak üstüne atm, tka basa dolu bir sandviçi sinirli sinirli snyor ve önünde duran açk ucuz biraya nerdeyse dinsel bir saygyla bakyordu.
O odada her bir tan süpürülmeye, Bay Madden'n da bir tükürük hokkasna gereksinimi vard; duvarlarn, eski püs­ kü mobilyalarn silinmeye, derme çatma yata en azndan haftada bir düzeltecek bir hizmetçinin güçlü kollarna, Bay Madden'n giysilerinin bir frçaya deil, daha çok bir tmara ihtiyaç duyduu kesindi.
Odadaki tek pencerenin camlar açk, panjurlarysa kapaly­ d. Bay Madden'n ayakkablar, odann ortasnda biri bir yan­ da, biri bir yanda duruyordu.
"A, Rocco!" diye bard, aznn içinde scak patates var­ m gibi, ünlü ünsüz harfleri yuvarlad, sktrd, tükürdü­ ü, parçal hecelerle konutuu yabanc aksanyla.
"Seni bu saatte rahatsz ettiim için özür dilerim Bill," dedi Rocco kireç gibi bir suratla. "Sana ihtiyacm var."
Bili, neredeyse her zaman, konutuu kiinin son sözlerini, kendi cevabna balamak için tekrarlard:
"Bana m? Bir dakika. Önce ayakkablarm giymekle mü- kellefim."
akn akn dostunun alnndaki yaraya bakt. "Kavga ettim." "Anlamyorum." "Kavga!" diye haykrd Rocco, alnn iaret ederek.
1 3
"A, bir kavga, tamam: A strife, der Streite, une metee, yes, tamam anladm. talyancada kavga m deniyor? Kav-ga, ta­ mam. Ben ne yapabilirim?"
"Sana ihtiyacm var." "(Kav-ga) . Anlamyorum." "Düello yapmak istiyorum!" "A, bir düello, sen mi? Tamam, anladm." "Fakat bilmiyorum,'' diye devam etti Rocco. "ey hakkn­
da ... Eskrim hakknda hiçbir ey bilmiyorum. Nasl yaplr? Pisi pisine ölmek istemem, anlyor musun?"
"Pisi pisine, tamam, anladm. O halde birkaç coup? ey, hareket. Nasl denir? Evet, infallible, ben öretmek sana. Çok basit, evet. Hemen imdi mi?"
Ve Bill, eitimli bir maymun hareketiyle duvardan iki pas­ l flöreyi kapt.
"Bekle, bekle ... " dedi Rocco, o demir parçalarn görünce heyecanlanarak. "Bana anlat önce ... Ben düelloya davet ede­ ceim, deil mi? Yoksa önce tokat atp sonra düelloya m da­ vet edileceim? ahitler, aralarnda konuup neyle düello ya­ placana karar verecekler. Varsayalm klçla yaplacak düello. Belirlenen yere gidilecek. E peki, ne olacak o zaman? te, hepsini örenmek istiyorum srasyla."
armamak için konuurken srayla gitmekten holanan Madden, "Tamam o zaman,'' diye yantlad ve ona elinden geldiince düellonun kurallarn açklamaya çalt.
"Çplak m?" diye sordu birden Rocco üzgün üzgün. "Na­ sl çplak yani? Niçin?"
"Çplak... gömleksiz," diye yantlad Madden. "eyin çplak ... Nasl denir? Le tronc du corps . . . die Brust . . . Ah, yes, gövde, gövde. Ya da çplak olmadan, evet... Nasl tercih eder­ sen."
"Ya sonra?"
1 4
"Sonra? Düello yaplmak ... Klç, gard, a vous!" "te," dedi Rocco, "ben, mesela klc alaym, haydi, öret
bana... Nasl yaplr?" Bili, ilk önce onun parmaklarn klcn kabzasna iyice yer­
letirdi. Rocco bir robot gibi kendini ona teslim etti: Bükül­ dü, gerildi, durular taklit etti. Ancak o yorucu tuhaf hareket­ lerden çabucak cesareti krld: "Düüyorum! Düüyorum!" Yukarya kalkm olan kolu yoruluyor, kaslp kalyordu; flöre sanki arlayordu. "Hadi! Hoppa!" diye yüreklendiriyordu Madden onu arada srada. "Bek.le, Bili!" O hamlede sol ayak nasl sabit durabilirdi, ya sa ayak? Hey Tannn! Gardn ala­ myordu bir türlü! Her harekette alnndaki yaradan oluk gibi kan akyordu. Bu srada, duvarlarda, gece vakti vuruanlarn dev gibi büyüyen gölgelerinin gülünç sçraylanndan eski mobilyalar sarslyordu.
"Tak! Tak! Tak!" yerden vurdular birkaç kez öfkeyle. Madden boncuk gibi ter damlacklar dolu geni alnyla diz
çöküp bekledi. Kulak kabartt. "Profesör Luca'y uyandrdk!" Rocco, bitmi tükenmi, kollan iki yana dümü, ban tu­
tamaz bir vaziyette kendini bir sandalyeye att, neredeyse bay­ gn, ban duvara yaslad. Bu haliyle sanki hsmyla yapt düelloyu tamamlam ve ölümcül bir yara alm gibiydi.
Habere hiç de armayan Rocco'yu görünce, "Profesör Luca'y uyandrdk," diye tekrarlad Bili.
"Blandino'ya gidiyorum ben," dedi Rocco sonunda ayaa kalkarak. "Yarndan önce her eyi halletmem lazm. Blandino ahidim olacak. Hoça kal, teekkürler, Bili. Sen de dier a­ hidimsin, unutma sakn!"
Madden elinde lambayla arkadan kapya kadar geçirdi, merdiven sahanlnda Blandino kapy açana kadar bekledi,
1 5
ikinci katn kaps kapannca, sanki burnunun ucundan yap­ kan bir sinei kovarm gibi kendine has bir el hareketi yapa­ rak içeri girdi.
Luca Blandino bu gece ziyaretinden pek honut görünmü­ yordu. Homurdanarak, yalpalayarak, karmakark gri sakal ve bölünmü uykudan kzarm i gözleriyle Rocco'yu dier bo odalardan geçirip yatak odasna buyur etti sonra. Çplak, kll ve sallanan bacaklaryla yatan üzerine oturdu.
"Profesör, bana merhamet edin ve beni balayn," dedi Rocco. "Elinize dütüm."
"Ne oldu sana? Yaralsn sen!" diye haykrd Blandino bo­ uk bir sesle, elindeki mumu yüzüne yaklatrarak.
"Evet... Ah bir bilseniz! On saattir, ben ... Biliyor musu- nuz, karm?"
"Bana bir felaket mi geldi?" "Daha da beter. Kann beni... Onu evden kovdum ... " "Sen mi? Niçin?" "Beni aldatyordu ... Beni aldatyordu ... Beni aldatyordu ... " "Delirdin mi sen?" "Hayr! Ne delisi ya!" Rocco yüzünü ellerinin arasna alp hçkra hçkra alama­
ya balad: "Deli diyor ya! Deli diyor ya!" Uyku mahmuru Blandino, gözlerine, kulaklarna inanama­
yarak oturduu yataktan ona bakyordu. "Seni aldatyor muydu?" "Okurken ... Onu bir mektup okurken yakaladm ... Kimin
mektubu, biliyor musunuz? Alvignani'nin!" "Vay kerata! Gregorio mu? Gregorio Alvignani mi?" "Ta kendisi!" Rocco yutkundu. "imdi anlyor musunuz
profesör ... Böyle ... Böyle bitemez, bitmemeli! Alvignani çekip gitti."
1 6
"Gregorio Alvignani mi?" "Kaçt gitti. Evet efendim. Hem de bu akam. Nereye git­
ti, bilmiyorum ama öreneceim. Korktu tabii ... Profesör eli­ nize dütüm."
"Benim mi? Benimle ne ilgisi var?" "Tüm kasabaya kar, profesör, elbette ben de öcümü al­
malym. Sizce de öyle deil mi? Böyle elim kolum bal du­ racak deilim ya?"
"Yava, yava ... Sakin ol evladm! Kasabann ne ilgisi var?" · "Onurum, profesör! in içinde onurum var. Tüm kasaba­
ya kar onurumu korumalym ... "
Luca Blandino, can skkn, omuzlarn silkti. "Kasabay bir kenara brak! Düünmek, kafa yormak lazm.
Her eyden önce, olanlardan kesin emin misin?" "Size söylüyorum, mektuplar elimde, Alvignani'nin pen­
cereden att mektuplar!" "Gregorio mu? Tpk bir yeniyetme gibi. Sahi mi söylüyor­
sun? Vay vay vay ... Pencereden mektup mu atyormu?" "Evet, hepsi burada!" "Bak sen u ie ... Ya karn? Vay canna! Francesco Ajala'nn
kz deil mi senin karn? Bak canm, o adam vahi hayvann tekidir ... imdi bir çngar çkacak ... Ne dedin sen? Ne dedin sen? Vah ... vah ... vah ... Pencereden ha? Pencereden mektup atyormu ha, tpk yeniyetme bir çocuk gibi?"
"Size güvenebilir miyim, profesör?" "Bana m? Niçin? A, sen ey yapmak istiyorsun ... Bekle,
evladm, düünmek lazm önce ... Altüst ettin beni ... Olanak- sz, imdi ... "
Yataktan kalkt, Rocco'ya yaklat ve bir elini omzuna vu­ rarak ekledi:
"Yukar dön evladm ... Çok ac çekiyorsun, görüyorum ... Yarna bakarz, tamam m? Gündüz gözüyle. Yarn yeniden
1 7
konuuruz, imdi çok geç oldu ... Git biraz uyu, uyuyabilirsen tabi ... Git uyu evladm ... "
"imdiden bana söz verin ... " diye üsteledi Rocco. "Yarn, yarn," diye yeniden sözünü kesti Blandino, onu
kapya doru itelerken. "Söz veriyorum ... Ah, ne kerata, ah! Pencereden mi atyormu? u kahpe dünyada her ey beklenir, canm benim! Zavall Rocco'cuum, ama bak! Seni aldatyor­ mu ha! Neyse neyse, git imdi ... "
"Profesör ... Beni yalnz brakmayn, lütfen! Size güveni­ yorum!"
"Yarn, yarn," diye tekrarlad Blandino. "Zavall Rocco'cu­ um ... Hayat böyle ite! Ne felaket ... yi geceler evladm, iyi geceler, iyi geceler ... "
Rocco arkasndan kapnn usulca kapandn duydu, sa­ hanlkta karanlktayd, sessiz merdivenin ortasnda, tek ba­ na. Kimsenin umurunda deil miydi artk?
Terk edilmi bir çocuk gibi merdivenin ilk basamaklarna parmaklklarn yanna oturdu, dirsekleri dizlerinde ve ba el­ lerinin arasnda. Karanlk, sessizlik, oturu ekli yüreini da­ raltyor, ruhu derin bir kedere kaplyordu. Yüzünü örttü ve alamaya balad, alçak sesle szlanyordu:
"Ah, anacm! Anacm!" Alad, alad. Cebini arad, el yordamyla bir mektup ç -
kard cebinden. Bir kibrit yakt ve okumaya çalt ama eli­ nin üzerinde nemli, tüy gibi, biraz yapkan bir ey hissetti ve ne olduunu görmek için kibriti yukar kaldrd. Merdivenin üstünden sarkan upuzun bir örümcek ayd. Ona bakarken dikkati dald ve kibritin parmaklan arasnda bittiini fark etti; eli yanmt, karanlkta ard ardna bard:
"Kahretsin! Kahretsin! Kahretsin!" Baka bir kibrit yakt ve pürtüklü, kül rengi bir kada
küçük harflerle yazlm mektubu okumaya koyuldu. lk söz-
1 8
etikleri otomatik olarak okudu: "Üf aydr sana yazyorum (üf ay oldu bile) ve hala ... " Birkaç satr atlad, alt çizili " Ne zaman?" sözü üzerine gözünü dikti, sonra kibriti yere frlatt ve mektup elinde, karanlkta gözlerini yumup öylece kala­ kald.
Olanlar tekrar görür gibiydi. Kapya kuvvetle yüklenip, "Mektup! Mektubu ver bana!"
diye barmt. Mektubu büyük yük dolabnn yannda oku­ yan Marta, patrty duyunca dolabn açk olan kapan ken­ dine siper etmiti. Rocco kapa hzla öne çekmi ve onu bileklerinden kavramt. Korkuyla gözlerine bakp, "Ne mek­ tubu? Ne mektubu?" diye kekelemiti Marta. Ama beklenme­ dik anda kapld dehet yüzünden buruturulmu ve dola­ bn raf ile giysiler arasna sktrlm olan kat, tpk kuru bir yaprak gibi dümütü yere. Ve Rocco, kad almak için atldnda dolabn açk kapana çarparak alnn yaralamt. O zaman öfkeden ve acdan gözleri kör olmu bir ekilde, yeni balayan hamileliine aldrmadan ona sövüp saym ve doal olarak tekme tokat onu evden kovmutu.
Sonra kaynpederiyle olan dier sahneyi anmsad: Dolapta bulduu, Alvignani'ye ait olan o mektubu ve dierlerini gös­ termek için ona gitmiti. Suç yoktu, öyle mi? "Size göre suç nedir öyleyse?" diye sormutu kaynpederine. "Affedersiniz ama sizin kznz olduu içindir belki de?" Francesco Ajala bir kaplan gibi üzerine saldrmt. "Kzm m? Ne diyorsun? Kzma fahie mi diyorsun sen?" Sonra yatmt. "Dikkat et Rocco, yaptna dikkat et ... Ne olduunun farkndasn deil mi? Birkaç mektup sadece ... Ve sen iki yuvay birden ykyor- sun: Seninkini de benimkini de. Belki de hala affedebilirsin ... " "Ha, öyle mi? Peki siz, benim yerimde olsanz affeder miydi­ niz? Babas deil de kocas olsaydnz?" O zaman Francesco Ajala ona ne yant vereceini bilememiti.
19
"Ona gelince olmaz, bana gelince olur, yok öyle yama! Oh ne ila!" diye düündü Rocco, merdivenin sessizliinde.
"Bitti! Artk bitti!" Ayaa frlad ve baka bir kibrit yakarak, gözleri hata elin­
deki mektupta, merdivenleri çkmaya balad. "Ne anlama geliyor acaba?" diye soruyordu kendi kendine,
Alvignani'nin kadn bana krmzyla yazd parolay sök­ meye çalrken.
NIHIL - MIHI - CONSCio·
ili
Annesi, kocasnn evden att Marta 'y önce gölgenin, sonra da ar ar karanln doldurduu odaya almt. Marta gelmeden önce, akam yemei için hazrlanan sofrann üze­ rindeki cam eyalar, karanlkta sokaktan yansyan hafif kla aydnlanyordu.
Bayan Agata Ajala'nn baklar ve sesi, uzun boylu ve iri yapl olmasna karn, onu gören ya da onunla konuan insan­ da, gövdesinin uyandrd ho olmayan izlenimi hemencecik silmek istermi gibi yumuackt. Az önce çarld salondan dier odaya girince, kapy açar açmaz arkadan gelen kta karki kanepede oturan iki kzn hayal meyal ayrt etti. Marta, yüzünde bir mendille, kanepenin arkalna yaslanmt. Maria ise üzerinde ablasnn üzerine eilmiti, elini tutmaktayd.
Beklenmedik felaketin okuyla sersemlemi olan Maria, "Gitmek istiyor ... " diye haber verdi.
"Anne, örendi ... örendi," dedi o zaman Marta, ban sallayp ellerini kaldrarak. "Örendi ve eve dönmek istemi-
* (Lat.) Bende akl kalmad. (ç.n.)
20
yor. Affetmeyecek, biliyorum. Git onu bul, geri dönmesini söyle anne. Ben giderim. Evine almaya layk görmüyor artk beni, biliyorum. Nereye gideceimi bilemediim için buraya geldiimi söyle ona. Giderim ben. Nereye gideceimi bile­ medim."
Sevgiyle açlm iki kol onu barna bast. "Nereye gideceksin? Nereye gidebilirsin? Kal, Maria'yla
kal burada. Onunla konumaya gideceim ... " dedi annesi. Bana ve boynunun etrafna yünlü, siyah bir al dolad ve
çkp gitti. Mahallenin gündüzleri çok kalabalk olan geni caddesi,
ay nn pencerelere yeil haleler yanstt sra sra yüksek evleriyle, akamlar sessiz ve ssz oluyor, adeta hayalet bir mekana dönüüyordu. Ayn soluk ve serin dinginlii, ara sra sisli bulut kümelerinin araya girmesiyle örtülüyor, nemli soka­ a lo gölgeler brakyordu.
Bir elini yolun sonundaki kiliseye doru kaldrarak, "Ah aziz Francesco, yardm et!" diye yakard Bayan Agata.
Orada, evin birkaç adm ötesinde, anacaddenin üzerinde, Francesco Ajala'nn büyük deri atölyesi yükseliyordu. Yalda­ nca, birinci katn balkonundaki kocasn fark etti; öfke ve acnn kocasn hangi korkunç arlklara sürükleyebileceini bildii için, onunla karlama düüncesiyle titredi. Kocas ondan uzundu, balkonun aydnlnda iri cüssesinin gölgesi görülüyordu.
Felaket bir deil, ikiydi: Babasnnki Marta'nnkinden çok daha ard. Çünkü üstünden birkaç gün geçtikten sonra bi­ raz sükunetle düünüldüünde, Marta'nn bana gelenler telafi edilebilinirdi. Ancak babasyla mantkl bir ekilde ko­ numak imkanszd.
Bayan Ajala, uzun zamandr her türlü sknt ve acyla baa çkmay örenmiti. Kendisine kalsa buhlar hiç saylrd ama
21
kocasnda douraca öfkeyi çok iyi biliyordu. Bazen, üç ku­ ruluk da olsa, bir eya bozulur ya da krlrsa ve kasabada bir eini bulmak zorsa, bütün ev büyük bir kedere, sanki matem havasna bürünürdü... Konu komu olanlar örendiinde gülüp geçerdi, haklydlar da. Tüm bu patrt küçük bir ie için miydi? u küçük tablodan ötürü müydü? Herhangi bir zmbrt için miydi? Ama bozulan ya da knlan eyann kocas için tad önemi, böylesi bir kaybn, üç kuruluk da olsa, onun satn ald bir eyann kaybnn anlamn bilmek gerek­ liydi. Cimri miydi? Sözü bile olmaz! Üç kumluk bir zmbrt için evin yansn darna duman edebilirdi.
Yllar içinde Bayan Ajala, sükunetini hiç bozmadan ve bunu kocasna sonradan ödetmeden, birçok önemli kabaha­ tini sk sk ho görerek, tatl diliyle onu az da olsa yumu­ atmay baarmt. Ama hiç yoktan bir sebep zaman zaman kocasn çileden çkarmaya yetiyordu. Belki hemen sonra yaptndan piman oluyordu ama alçalm ya da yenilmi gibi görüneceini zannedip bunu itiraf etmek istemiyor ya da bunun nasl yaplacan bilmiyordu. Dierlerinin bunu anlamasn bekliyor ama aknlktan kimse azn açmay bile göze alamad için haftalar boyu iyice içine kapanyor, sus­ kun ve koyu bir hiddetle ayak diriyordu. Elbette, gizli bir kzgnlkla, ailesinin onun yaknmasna frsat vermemek için azami gayret gösterdiinin farkndayd ve birçok eyin on­ dan gizlendiinden üpheleniyordu. Üzerinden çok zaman geçtikten sonra bile ondan saklanan bir eyi yakalarsa, için­ de biriktirdii öfke iddetle tayor, bu taknln zamannn geçtiini ve sonuç olarak onu üzmemek için yapldn hiç mi hiç düünmüyordu.
Kendi evinde yabanc hissediyordu kendini; ailesinin onu darda braktklarn zannediyor ve güvenmiyordu. Özellikle kansna hiç güvenmiyordu.
22
Bayan Agata bilhassa buna çok üzülüyordu. Kocas onun hakknda iki yanl izlenim edinmiti : Kötücül olduuna ve ikiyüzlü olduuna inanyordu. Sk sk kocasnn böyle düün­ mekte hiç de haksz olmadn kendisinin de kabul etmek zorunda kalmas, onu daha da üzüyordu. Çünkü, birbirlerini bir türlü anlayamadklarndan, bazen kocasnn asla onayla­ mayacan bildii baz eyleri gizlice yapmak zorunda kalyor ve sonra da onu kandryordu.
Bayan Agata, yllar içinde tatllkla kopard küçük ödün­ leri, kocasnn öfkeyle bir bir yüzüne vuracandan emindi imdi.
Sokan sessizliinde alçak sesle, "Francesco ! " diye ses­ lendi .
"Kim var orada?" diye sordu Ajala irkilip balkonun demir­ lerinden sarkarak. "Sen ha? Sana gelmeni söyleyen oldu mu? Defol git! Çabuk defol! Bartma beni buradan! "
"Aç kapy, yalvarrm . . . "
"Defol dedim sana! Kimseyi görmek istemiyorum ! Eve dön! Çabuk eve! Dönmüyorsun ha? Aa iniyorum, ona göre ! "
Francesco Ajala balkon demirlerini hzla sarsp içeri girdi . Kars dört saattir elinden düürmedii mendiliyle ara sra
gözlerini silerek, ba önünde, bir dilenci gibi sokak kapsna yaslanm halde bekledi .
ç avludan gürültülü, bouk ayak sesleri duyuldu. Sokak kapsnn sa kanad açld; Ajala ban uzatp eilerek karsn kolundan kavrad .
"Ne halt etmeye geldin buraya? Ne istiyorsun? Kimsin? Ar­ tk kimseyi tanmyorum ben, sildim defterden hepinizi, ailem de yok, evim de ! Hepiniz defolun! Gidin! Beni irendiriyor­ sunuz! Defol git ! Git ! "
Karsn sertçe kolundan tutup itti.
23
Kans, acyan koluyla kapnn giriinde öylece kald, sonra bir gölge gibi içeri girdi. Kocasnn içindeki tüm kini boalt­ masna ve üzerine boca etmesine, hatta dayak yemeye bile ra­ zyd .
Karanlk sahanlkta Ajala, elleri ensesinde kenetlenmi, kol­ laryla ban iki yandan kavram, ayn clz nda gözleri dipteki büyük caml kapya dikili duruyordu. Karanlkta kar­ snn aladn duyunca döndü, yumruklan skl, alayc alayc gürledi :
"Kzn eve aldn m? Güzel kzn öpüp koklamsndr da Tanr bilir? Ne istiyorsun benden imdi? Ne bekliyorsun bu­ rada? Söyle hadi? "
"Gitmek mi istiyorsun? . . " diye usulca hçkrd kans . "Evet, hemen! Valizim . . . " "Nereye gitmek istiyorsun? " "Sana m söyleyeceim?" "Ne hazrlamam gerektiini bilmek için soruyorum. Ne
kadar kalacaksn . . . " "Ne kadar m? " diye bard Ajala. "Geri dönebileceimi
mi zannediyorsun? Kirlenmi evinize ayam basacam m sanyorsun? Sonsuza kadar dönmeyeceim! Ya kodesi ya da yerin dibini boylayacam! Hem de ne pahasna . . . "
"Sence doru mu? " dedi üzüntüyle kans. "Deil mi? Ne saçmalyorsun? Deil mi? " diye kükredi ür­
küntü veren bir srtmayla. "Bir kzn babasnn adn lekele­ mesi mi doru olan! Kocas tarafndan bir fahie gibi evden atlmas, sonra da maharetini kz kardeine öretmeye eve dönmesi mi doru olan! Sana göre doru olan bu, eminim ! "
"Sen nasl istersen," dedi kars . "Ama bu kadar ileri git­ meden karar verelim diye soruyordum, sence ey daha uygun olmaz myd . . . "
"Ne uygun olmaz m? "
"Skandal önlemenin mümkün olup olmadn aratrmak daha uygun olmaz m? "
"Skandal m? " diye bard kocas . "Rocco buraya kadar geldikten sonra m?"
"Buraya m geldi? " "Evet, mektuplar bana göstermeye! " Kars merakla, "Sen mektuplar gördün mü? " diye sordu.
"Sonuncusunu? Kant var m Marta'nn . . . " "Masum olduu hakknda, deil mi? " diye atld kocas,
kolunu kavrayp yeniden üzerine yürürken . "Masum ha? Ma­ sum? Benim karmda masum olduunu söylemeye cesaretin var m? te yüzün böyle kzarmal senin ! "
Bunlar söylerken yanaklarna defalarca kuvvetle vurdu. Sonra, "Masummu," diye devam etti . "O mektuplar varken mi? Demek ki sen de aynsn yapardn, öyle mi? Sus! Onu affetmeye kalkma! "
"Onu affetmiyorum," diye inledi acyla kans usulcack. "Ama eer kzmn böylesi ar bir cezay hak etmediini ka­ ntlayabilirsem . . . "
"Ah, ben de ayn eyi söyledim o salaa . . . " dedi bouk bir sesle Ajala.
"Gördün mü?" diye bard kans, ufack bir ümitle sevi­ nerek.
"Ama sonra Rocco bana onun yerinde olsam affedip af­ fetmeyeceimi sordu . . . Elbette affetmem! Çünkü ben," diye karsn kollarndan kavrayp kuvvetle sarsarak, "seni asla affet­ mezdim. Öldürürdüm seni ! "
"Günahsz yere, öyle mi? " "O mektuplar yüzünden! Yetmez mi? " "Evet, Marta suçlu olabilir," diye onaylad o zaman kans.
"Ama ufak bir suç onunki. Ancak sen ne yapmak istiyorsun imdi? Gitmek, onunla karlamak istiyorsun ! Nasl bir fela-
25
kete yol açacann farknda deilsin . . . Brak da konuaym, allahakna! Ben inanyorum, elbet bir gün, çok yaknda ay­ dnlanacana inanyorum . . . "
"Affetme onu!" "Marta'y affetmiyorum, hayr, kendimi suçluyorum ben,
tamam m. Kendimi, çünkü ben bu evliliin gerçeklemesine izin vermemeliydim . . . "
"Beni de suçluyorsun o halde? " "Sen de aynsn söylemedin mi? Piman olmam mydn?
Onu evlendirmek için çok acele ettik; yanl seçim yaptmz kabul et! Rocco kendi evini açana kadar, o cad halasnn ve o aalk babasnn zorbalklarn çekmedi mi kzmz? Bu onu mazur göstermez, doru, biliyorum ama sannn, cezasn ha­ fifletir az da olsa. Talihsizin teki aslnda . . . Evet, bir . . . "
Devam edemedi. Durdurulamaz hçkrklarla sarslarak yü­ zünü mendile gömdü.
Kocas, bir dirsei duvara dayal, aln avucunda, ayayla kapnn giriinde duran talalar ritmik olarak kartryor ve ortas birlemi, gür ve çatk kalaryla, yalnzca ayayla yap­ t bu hareketle megul gibi görünüyordu. Bouk bir sesle konutu:
"Mademki suç senin ve benim suçumuz, bu bizim cezamz olacak ve ödemek zorundayz. yi dinle! Seninle eve dönece­ im, bundan sonra oras senin ve benim hapishanem olacak. Oradan artk ölüm çkar ancak!"
Açk kalan balkonu kapamak için yukar gitti . Kars ka­ pnn giriinde, karanlkta biraz bekledi, sonra geciktiini görünce o da yukar çkt . Kocasn tek bana, yüzü duvara dönük, alar buldu.
"Francesco . . . " "Defol ! Defol ! "
26
Kansn aceleyle ileri itti . Atölyeyi kilitledi, sessizce eve ka­ darki ksa yolu birlikte yürüdüler. Kapnn önünde kansnn önden çkmasn söyledi ve tehditkar bir edayla, "Onu görme­ yeyim sakn! " diye ekledi.
Az sonra o da yukar çkt ve kendini bir odaya kilitledi . Karanlkta, giysilerini çkarmadan kendini yataa att. Yüzünü yastklara gömüp bir eliyle karyolann ban skt.
Bütün gece böyle yatt . Ara sra yatakta frlyor, oturup dik­ katle etraf dinliyordu. Evde hiç ses yoktu. Oysa kimse uyu­ muyordu.
O derin sessizlik, sarslm ruhunun içinde bulunduu kargaay daha da azdryordu. Yatakta oturmu, boaznda öfkeli ve aciz bir hçkrk, haykrma arzusu düümlenmi, ba­ caklarn, kollarn parmaklaryla actyordu. Sonra tekrar ken­ dini yataa brakyor, gözyalaryla slanm yasta yüzünü gömüyordu.
Nasl yani! Alam myd yani? Yava yava, hep ayn ekilde ve ayn döngüyle tekrarlanan
kabus gibi düüncelerle sersemledi, neredeyse bilinçsiz ve bi­ tap bir ekilde, zaman zaman içini çekerek uzun süre hareket etmeden öylece kald. Bazen bilinci kapal ve odann karanl­ nda kurumu gözleri falta gibi açk vaziyette uyanyordu.
Sonra panjurlarn aralndan görünen hava aydnlanmaya balad. Karanlkta gitgide çoalan zayf k huzmeleri adm adm ldad: Güne domutu!
Francesco Ajala, yatakta ellerini ensesinde birletirmi, pan - jurlara bakyordu. Aada, sokakta arabalarn biteviye gelgiti balyor ve sanki zihninin derinliklerinden geçip gidiyordu. Yaral ruhu, hala scak olan yatan içinde yatarken onlar ha­ yal edebiliyordu. Darda, yeni gün . . . güç balyor . . . Kal­ drma yan yana oturmu içiler, deri atölyesinin kaplarnn açlmasn bekliyor. te vardiya zili çalyor, kollarnn altnda
27
birer çkn, ikier üçer nee içinde ya da suspus içeri giriyorlar. Sahiden, yal Scoma, o hiç konumaz . . . Onun kz . . .
"Benim kzm da! Benimki de! Onunkinden bin beter! Onun kz aldatmad, aldatld, imdi ise sefalet içinde . . . "
Neredeyse Marta'ya koup onu saçndan tutarak yerlerde sürümek, azn burnunu datmak ister gibi yataktan frlad .
Kapya iki kere usulca vuruldu. Yerinden sçrayarak, "Kim o?" diye bard . Kapnn dndan, "Benim . . . " diye bir ses içini çekti. "Defol! Kimseyi görmek istemiyorum! " "Bir eye ihtiyacn varsa . . . " "Defol! Defol ! " Kansnn yavaça uzaklaan ayak seslerini duydu v e onu
evin dier odalarnda hayal etti . "O" neredeydi? Ne yap­ yordu? Annesinin, kz kardeinin gözlerine bakmaya, onlarla konumaya cesaret edebiliyor muydu? Peki ne söylüyordu? Utanmaz! Utanmaz!
Bütün gün boyu, onun düüncesiyle, onu görebilme is­ teiyle, dizlerinin üzerine çöküp yalvarsa da affetmeyeceini bilmesine ramen, gözlerinin önünde titreyerek alayn du - yabilme arzusuyla yanp tututu. Panjurlar açmamt, bir ileri bir geri gidip gelirken panjurlarn aralndan szan k bile gözlerini rahatsz ediyordu.
Akamüstü küçük kzna kapy açmaya raz oldu. Kapy açt ve tekrar yataa döndü.
"Hemen kapa! " Maria kapy hemen kapad ve komodinin üzerine el yorda-
myla bir kase çorba brakt . "Kendini kötü mü hissediyorsun?" "Hiçbir ey hissetmiyorum," diye yantlad sertçe. Maria yavaça iç çekerek elindeki peçeteyle yatan ucuna
oturdu.
28
Babas karanlkta kzn seçebilmek için dirseinin üzerinde doruldu.
Maria hiçbir zaman tercih edilen evlat olmamt. Hep Marta'nn gölgesinde, sanki sevgili ablasnn zekasn, hu­ yunu, güzelliini daha çok göz önüne serebilmek için onun yannda bir süs eyas gibi büyümütü. Kimse onu umursa­ mamt, Marta'nn cazibesi karsnda hayata batan yenik balamt; o da bundan yaknmamt hiç. Kimsenin sorma­ d duygu ve düünceleri hep içinde kalmt. Ne annesi ne de babas, artk onun da büyüdüünün, bir kadn olduunun farkna varm gibi görünüyordu. Güzel deildi, ho da sayl­ mazd ama sesinden ve gözlerinden öyle bir iyilik yaylyor, davranlarndan öyle bir zarafet akyordu ki, herkes onu son derece sempatik buluyordu.
Duruunu bozmadan, "Maria," diye seslendi ksk bir sesle babas.
Maria yataa yaklat ve aniden babasnn güçlü kollarnn arasnda buldu kendini, ba babasnn gösünün üstündeydi . Böylece, daha da sk sarlarak, bir ey söylemeden ikisi de uzun süre alad .
Sonunda babas duygulanp, "Git artk! Git !" dedi. "Bir ey istemiyorum . . . Yalnz kalmak istiyorum . . . "
Maria, beklemedii bu efkat gösterisinin hfila aknl içinde, titreyerek ona denileni yapt .
iV
Maria, Marta 'ya genç kzlnda kulland odasn geri vermiti . Odada her ey yerli yerindeydi, Maria kendine ait hiçbir ey koymamt odaya.
Kapaklarnda eski kr manzaralar bulunan ve üzerinde oluan patinann daha da güzelletirdii o küçük dolap hali
29
oradayd . Büyükannesinin uzun zaman önce yanm ve çatla­ m oymal küçük diki masas da hfila yerindeydi. Bir akam o masann üzerine lambay düürmütü, hatta alevin eteklerine sçramasna ramak kalmt . te, pirinç yatan yannda cam - dan su kutsama kasesi ve altnda rengi solmu pembe kurdele­ siyle hurma dal da hfila oradayd .
O kasede kutsanm su var myd? Elbette. Maria dinine son derece balyd !
Siyah oval çerçeve içinde içbükey bir levhayla korunan fil­ diinden Ecce Homo· heykelcii yatan baucundayd . Hani bir keresinde, annelerinin aniden fenalamas üzerine iyile­ mesi için ona yalvarmaya kotuklarnda, ban dikenli tacyla onaylama anlamnda ona ve Maria'ya hafifçe een Ecce Homo heykelcii.
Marta'nn hiç batl inanc olmamt; yine de bir süre son­ ra, kz kardeinin de kendisi gibi, o defasnda Ecce Homo hey­ kelciinin ban onaylar gibi öne ediini sandn ören­ diinde, tuhaf bir endieyle, o iareti bir daha aklndan hiç çkaramamt.
Elbette, kuruntuydu hepsi ! Öyleyse, imdi niçin yatan baucundaki o kutsal tasvire bakmak için gözlerini kaldrmaya cesaret edemiyordu bir türlü?
Gerçekten masum deil miydi yoksa? Alvignani'yi sev­ mi olabilir miydi? Yok canm! Birilerinin buna cidden ina­ nabileceine ihtimal bile vermiyordu . Onun bütün kabahati, Alvignani'nin mektuplarn olmas gerektii gibi reddetmeyi becerememesinden kaynaklanyordu. Mektuplan reddetmiti reddetmesine, ama acemice, mektuplara cevap vererek red­ detmiti . . . Her eye ramen kendini kocasna kar hiç mi hiç suçlu hissetmiyordu.
* sa'y dikenlerle taçlandrlm bir ekilde gösteren her türlü sanat eserine verilen ad. (ç.n.)
30
Kaçamak mektuplamalardan sadece Alvignani'nin ciddi bir vakasndan söz ettii bölümü ilgiyle okumu ve duygusal içeriiyle fazlasyla felsefi olan ilk mektuplan arasndan bu bö­ lümü safyane bir ekilde cevaplamt .
Ak cümlelerini önemsememi ya da zararsz ve nazik yer­ sizliine gülüp geçmiti. Velhasl ikisi arasnda tamamen duy­ gusal ve neredeyse edebi bir tartma balamt. Bu yazma yaklak üç ay böyle devam etmiti; kocasnn onu sürükledii yalnzlk ve boluk içinde belki de bundan biraz holanmt da. Mektuplarn ekline özen gösteriyor, tpk okul için yaz­ lan bir kompozisyon gibi, cümleleri dikkatle seçiyor ve bütün kasabann övdüü, takdir ettii, milletvekili seçilmesi için des­ tekledii ünlü avukat Alvignani gibi bir adamla bu gizli ente­ lektüel düelloya giriebildii için kendisiyle gurur duyuyordu.
Kocas odaya daldnda, Alvignani'nin ilk kez ona sen diye hitap etmeye cesaret ettii mektubu okumaktayd . Mektubu okurken öylesine sakin ve kaytszd ki , ardndan gerçekleen iddet gösterisi onu artp korkutmutu. Masumdu ite.
Her dürüst kadna, çirkin olmad takdirde, birilerinin s­ rarl baklarla bakmas kolaylkla mümkündü. Kadn aniden bunu fark edince etkilenebilir, güzelliinin sezilmesinden holanabilirdi. Hiçbir dürüst kadn, vicdannn derinlerinde, o etkilenme ya da holanma annn günah ilemek anlam - na geldiini düünmezdi. Bir an için baka bir yaam, baka bir ak fikrini hayal etmi, içinde uyanan o bir anlk arzuyu dülemi olsa bile . . . Sonra çevresindeki eyler, durumunun, görevlerinin bilincine varmasn, toparlanmasn salar, akl - n bana getirir ve her ey orada sona ererdi . . . Ksack anlar! Sanki herkesin içinde tandmzdan farkl bir ruha aitmi gibi görünen tuhaf fikirler, ani çlgnlklar, tutarsz, gizli dü­ ünceler kprdamaz myd? Sonra bu kprtlar söner ve eski kasvetli gölge ya da bildik sakin k geri dönerdi.
3 1
stemeden, nasl olduunu tam olarak bilemeden bu kar­ kln içinde bulmutu kendini.
Alvignani'nin o ilk mektubu pencereden içeri attn gör­ düünde duyduu korku dolu aknlndan ve mektuplan engellemek için bir çözüm arayndan beri nasl oluyor da onun gibi, dürüst bir aileden gelen dürüst, namuslu bir kad­ nn, hiç kabahati yokken yava yava bu noktaya kadar gele­ bildiine akl sr erdiremiyordu bir türlü. O adam pencereden içeri o ilk mektubu ve sonrakileri atmakla nasl da büyük bir düüncesizlik yapmt ! Bunu imdi fark ediyor ve kendini in­ cinmi hissediyordu. Kardaki pencerelerin perdeleri hiç rahat durmuyordu. Bir o yana bir bu yana kaldrlyor, sonra birden indiriliyordu; aniden pencerede bir gölge ya da baz ba ve el hareketleri . . . O zamanlar, olgun ve saygn bir adamn kendini onun karsnda böyle akn ve gülünç düürmesine gülebi­ lirdi . . . Ama o adamn onu rahatsz etmesini engellemek için hangi yolu deneyebilirdi ki? Babasnn itibarn zedelemeyi mi? Yoksa kocasnnkini mi? Olanlardan bkm, bezmiti . Buna ramen, farknda olmadan, gözleri hep kar pencereye takl­ yordu . . . Bu çocukça istekten kaçp kurtulmak için sk sk dar çkyordu. Tüm gün baba ocanda kalyor, orada Maria'nn hep ayn eski ve hüzünlü parçay çalmasn istiyordu .
"Ne oluyor sana böyle Marta?" O, kanepeye gömülmü, gözleri hülyal, hüzünlü bir sesle,
"Uzaklardaym . . . Uzaklarda . . . " diye yantlyordu. Maria gülüyordu ve imdi Marta'nn kulaklarnda kz kar­
deinin o zamanki içten kahkahalar yanklanyordu . Hatrla­ maya devam ediyor, düünceleriyle her eyi tekrar görür gibi oluyordu. Salona annesi girip ona kocasn soruyordu.
"Her zamanki gibi" diye yantlyordu annesini. "Mutlu musun? " "Evet . "
32
Ve yalan söylüyordu. Kocasnn davranlanna söyleyecek sözü yoktu ama ite, ruhunun derinliklerinde, tanmlayama­ d, dümanca bir duygu tortulanmt . imdi deil, nian­ land günden beri. O zamanlar Marta henüz on alt yan­ dayd, onu baanyla okuduu kz okulundan almlar, Rocco Pend.gora'y nianls olarak tantmlard. Anne ve babasnn ukalaca düüncelerinden bunalm, gizliden gizliye hissettii üzerindeki basky içine atmt. Anne ve babas Pend.gora'nn zengin, iyi bir genç ve uygun bir koca olduunu söylüyorlar­ d. . . Evet evet, anne ve babasnn bu çokbilmi görülerini, vedalat okul arkadalarna kendininkilermi gibi tekrarla­ mt . Henüz daha çocukken birdenbire yalanm, görmü geçirmi, olgun bir kadn olup çkmt sanki.
Odann duvarlannda hfila eskiden yazd notlar duruyor­ du: Eski okul baarlar, ailesiyle ya da arkadalanyla masum parti anlar. O duvarlarda, o basit ve sevdii eyalarn üzerin­ de zaman sanki donup kalm, oradaki her ey eski kokusunu koruyor gibiydi . Marta düünceleriyle eski çocukluk hayatna dönüyordu.
Kim bilir kaç kez, gözleri ve ruhu dalp gitmiken, pence­ relerin camlarna vuran o yamur çisiltisini duymu; kim bi­ lir kaç kez, bulutlu sonbaharn sonuna ulamken, yaklaan souklann, k geceleri ve özellikle sabaha kar ürpertileri­ nin ruhunda yaratt tatl duygularla o soluk ve hüzünlü ­ görmütü?
Maria, ablasnn sükuneti karsnda arm ona bakyor­ du. Marta'nn ksa süre önce frtna onun bann üzerinde kopmam gibi, yaad felaket karsnda taknd imdiki aldrmaz tavr onu derinden yaralyordu, neredeyse gözlerine inanamyordu. "Babamn onun yüzünden ne hale dütüünü umursamyor bile ! " diye düünüyordu Maria. Ablasn gör­ mek istedii gibi, yani eve döndüü ilk günlerdeki gibi derin
33
üzüntü içinde, tesellisiz, yalnz ve gururu krlm vaziyette görememenin üzüntüsüyle dokunsalar alayacakt .
Gerçekten de Marta alamyordu artk. Annesine en ufak ayrntsna, en gizli ve mahrem duygularna varncaya kadar her eyi anlattktan sonra, kocasnn deilse de en azndan ba­ basnn ona hak vermesini, tüm kasabaya kar kocasnn onu evden kovarak maruz brakt cezadan çok daha ar gelen ev hapsi yasandan caymasn beklemiti.
Böyle yaparak babas, kocasnn suçlamasn kabul etmi ve kznn erefini onarlamaz bir biçimde lekelemi oluyordu. Nasl oluyordu da bunu anlayamyordu?
Annesine tüm anlattklarn babasna iletip iletmediini me­ rak içinde sormutu ve annesi her eyi anlattn söylemiti .
O halde? Kararndan caymam myd babas? O andan itibaren bir daha gözya dökmedi . Allak bul­
lak olmutu; içinde saklad öfke souk bir küçümsemeye, annesinin ve kardeinin acs karsnda inatç bir kaytszlk maskesine dönümütü. Onlar babasnn Marta'ya kar körü körüne yapt bu hakszla öfkelenmek yerine, babas için üzülüyorlar, salnn bozulmasndan onu sorumlu tutuyor­ lard .
imdi Marta inadna, eskiden annesini ziyarete gelen konu komuyu soruyor ve Maria tutuk tutuk cevap verince de tuhaf bir ekilde gülerek baryordu:
"Elbette, artk kimse bizim evimize gelmek istemeyecek . . . " Yani her ey böyle mi bitmeliydi? Dünyann sonu gelmi
gibi, bu boucu, karanlk, matem havas içinde, tutsak gibi mi kalmalyd?
Tüm aile, Francesco Ajala'nn kendini kapad odann en uzandaki odalara yerlemiti . Yatan ayak ucunda duran koltua oturup kapnn eiinden gelen a bakarak, bitiik odann zemini üzerinde duyulan hafif ve saknml ayak sesini
34
takip eden ve parmaklarnn ucunda kimin geçtiini bulmaya çalan Francesco Ajala'nn kulana hiçbir ses, hiçbir gürültü ulamyordu . Bu ayak sesi Marta'nnki olamazd elbette: Ya Agata'nn, ya Maria'nn ya da hizmetçininkiydi kukusuz . . .
Bir gün, "Atölye n e olacak?" diye anmsatt kans. "Her eyi kaybetmek mi istiyorsun? "
"Evet, her eyi ! Her eyi ! " diye yantlad Francesco Ajala. "Açlktan ölüp gidelim. "
"Ya Maria ne olacak? O d a senin kzn deil mi? Zavall Maria'nn ne günah var?"
"Ya benim?" diye bard Ajala ayaa frlayarak. "Benim ne günahm vard? Geri dönmemi sen istedin! "
Kendine hllim olmaya çalt, yeniden oturdu, sonra bo­ uk bir sesle, "Yeenin Paolo Sistri'yi çart bana," diye de­ vam etti . "Atölyenin yönetimini ona brakacam. Burnu bü­ yüklüe yer yok artk. Marta'yla evlenmek mi istiyordu? Alsn ! Artk herkesin kans olabilir."
"Ah Francesco! " "Yeter bu kadar! Paolo'yu çart bana. Defolun! " Bayan Agata'nn ölmü kz kardeinin olu olan Pao­
lo Sistri'den Rocco Pentigora'nn düello haberlerini aldlar. Rocco, skandaln ertesi günü Profesör Blandino ve Madden'le beraber Alvignani'yi aramaya gitmiti . Palermo'da Grego­ rio Alvignani önce düelloyu kabul etmek istememi, hatta Blandino'yu Pentigora'y kararndan caydrmas için ikna et­ miti; ancak Rocco o zaman herkesin gözü önünde çarp­ maya zorlamt onu. Sonunda düello yaplm ve Rocco sol yananda derin bir yara almt . Bir hayat kadnyla kasabaya dönmü, kadn evine getirmi, Marta'nn giysilerini giymeye zorlamt ve imdi, üç gündür tüm kasaba halknn knayan baklarna ramen, insanlarn gözü önünde arabayla onu gezmeye çkartyordu.
35
Bu haberlerden sonra bile o alçan yakksz hareketlerini fark etmiyor muydu babas? O alçan verdii cezaya boyun emeye utanmyor muydu?
Marta öfke ve kzgnlkla titriyordu. Gitgide daha üzgün ve perian görünen annesi ile kz kardeinin karsnda sinirle­ rine hakim olmaya çalyordu .
.Kzarm gözlerle odaya giren kardeine, "Maria, al­ yor musun? Ama niçin? " diye sordu bir sabah ineleyici bir edayla .
"Babam . . . biliyorsun ! " diye yantlad Maria zar zor. Marta içini çekti : "Ne yapalm? Belki dinleniyordur. Din­
lenmekten kimseye zarar gelmez . . . " Aynann karsnda, büstiyersiz, ayakta duruyordu. Kap­
lumbaa kabuundan yaplm saç tokasn saçlarndan çkar­ d ve güzel kokulu, kaln telli siyah saçlar omuzlan ile çplak kollarna döküldü. Ban geriye att ve böylece hacimli güzel saçlarn birkaç kez sallad. Sonra oturdu. Gösü ve srt ara­ snda dalan saçlar arasndan beyaz, dolgun, parlak omuzu göründü. Omuzunun üzerinde yllarla birlikte bir yldz gibi kürekkemiinin üzerinde yava yava beliren morumsu bir ben vard. Birlikte uyuduklar zaman ilk kez Maria fark etmi­ ti o beni.
"Hadi saçlarm tara, Maria."
v
Srk gibi upuzun, sska, leylek bacakl, soluk benizli, çil­ li, yanaklar ve çenesi üzerinde yer yer krmz tüyleri olan Paolo Sistri , atölyedeki iler hakknda günlük rapor vermek ve enitesi Ajala'nn onayn almak için her akam onlara ge­ liyordu.
36
Yaklak yann saat sonra enitesinin odasndan ylgn ve akn bir halde çkyor ve merakla bekleyen teyzesi Agata'ya ve Maria'ya, kafasn bir yana bükerek her defasnda ayn ce­ vab veriyordu:
"yi dedi ." Ancak, enitesinin alayc övgüsünün yaratt kukuyla ve­
rilen onaydan ne memnundu, ne de emin. Kendini bir san­ dalyenin üzerine brakyor, içine çekebildii kadar hava çeki­ yor ve sonra, ban sallayarak burun deliklerinden yava yava soluunu brakyordu.
Artk iadam olmasnn verdii arlkla her türlü gönül macerasna gem vurmutu. lk günler Marta'nn varlndan tedirgin olmu, sonra yava yava biraz rahatlamt ama yine de daha çok Maria'ya ya da teyzesine bakarak konuuyordu. Karmakark, bunaltc sözcüklerle gün içindeki terslikleri an­ latrken sandalyenin üzerinde ekilden ekile giriyor, gözlerini bir o yana bir bu yana deviriyor, terliyor ve yutkunuyordu. Çetrefilli konumasnn her cümlesi havada kalyor ya da ani bir hayret nidasyla yitip gidiyordu. Tesadüf eseri balad cümlenin dili dolanmadan sonunu getirmeyi baarabil,se bile, yeni bir cümleyi zar zor kurmadan önce o cümleyi üç-dört defa daha tekrarlyordu.
Teyzesi onu dikkatle dinliyor, neredeyse her sözünü bay­ la onaylyor ve konumas bittiinde, Paolo'nun artk kimsesi­ nin olmadn bildiinden sk sk akam yemeine kalmasn teklif ediyordu.
Paolo neredeyse her zaman teklifi kabul ediyordu. Ancak, babasna yemek götüren Maria'nn her defasnda daha da üz­ gün dönüüyle bölünen ve buz gibi olan o suskun akam ye­ mekleri çok hüzünlüydü.
Marta, gözlerinde bazen alayc, bazen marur bir ifadeyle olan biteni izliyordu. Dierlerinin içine ilemi olan o keder,
37
varsaylan suçuna bir sitem deil de neydi? Sk sk bir ey söy­ lemeden masay terk edip gidiyordu.
"Marta! " Kendini odasna kapyor, hiç yant vermiyordu. O zaman
Maria, dardan kapy açmas ve yemee dönmesi için yal­ varyordu. Marta kz kardeinin srarl yalvarlarn ac ve zevk karm bir duyguyla dinliyor, ne kapy açyor, ne de yant veriyordu. Sonra Maria, bouna yalvarmaktan yorulup oradan uzaklar uzaklamaz, ona yant vermedii için kendi kendine kzyor ve alamaya balyordu. Ama pimanl ko­ casna kar nefrete dönüüyordu hemen. Ah, yürei öfkeyle kabarmken, o anda, onu bir eline geçirebilseydi! Huzursuz bir ekilde, alayarak ellerini skyordu. Bu arada, o adamn meyvesiyse karnnda büyümekteydi . . . Ksa bir süre sonra anne olacakt ! çinde bulunduu durum karsnda korkuya kapl­ yor, bocalyor, sarslyor ve o iddetli buhran anlar Marta'y bozguna uratyordu.
Bazen, Paolo Sistri yemekten sonra biraz kalyor, onlarla vakit geçiriyordu. Yemek fasl bitince o masann etrafnda clz da olsa, yeniden aile hayat canlanyordu. Ama dudaklardan çkan sesler, baa gelen felaketin eve yayd sessizlikten ne­ redeyse ürkmü gibi hüzünlü çkyordu . Ara sra Maria par­ maklarnn ucuna basarak gizlice babasnn kapsn dinlemeye gidiyordu.
Odaya geri döndüünde, "Uyuyor," diye yantlyordu me­ rakla bekleyen annesini.
Annesi, derin acs gözlerinde, içini çekip doacak bebek için hazrlamakta olduu eyalara geri dönüyordu.
Acele etmek gerekiyordu. imdiye dein kimse o koul­ larda doacak olan zavall masum yavrucak için bir eyler ha­ zrlamay düünmemiti . Yalnzca Bayan Agata'nn kocasnn emriyle arkadaln kestii eski bir dostunun aklna gelmiti bu uzaktan.
38
Bu arkadann ismi Anna Veronica'yd. Bayan Agata onunla ilk tantnda, ilkokul öretmenlii yaparak geçimi­ ni salamaktan gururland annesiyle birlikte yayordu. O zamanlar, birçok delikanl tutkulu doasndan yararlanmay umarak ona kur yapmt . Ama Anna, içinde saklad en ate­ li ve samimi ak verebilecei adam beklediinden kendini korumasn bilmiti hep. Belki birkaç demet çiçek, birkaç ksa mektuplama, konumalar ve paylalan hayaller, belki kaça­ mak birkaç öpücük . . . Ama hepsi o kadard .
Yine de annesinin ölümünden sonra, uzun okul saatlerinin ardndan sk sk evlerine gittii, diki ilerine yardmc olduu, nükteli ve zeki fkralaryla onlar neelendirdii için her zaman iyi karland ve sk sk yemee, bazen de yatya davet edil­ dii zengin arkadalarndan birinin abisinin alçakça tuzana dümütü bir keresinde.
Bu ilk olay, delikanlnn akrabalar tedbirli davrannca gizli tutulabilmi, böylece kasabada duyulmamt . Anna lekelenen namusu ve solan hayalleri için gizliden gizliye gözya dök­ mü, bir süre delikanlnn yanln düzeltmesini ümit etmiti . Aralarnda o zamanlar yeni evlenmi olan Agata Ajala'nn da bulunduu, olaydan habersiz ya da cömert birçok arkada onunla olan dostluklarn bozmamlard .
Ancak, birkaç yl sonra, çiçeklerle dolu bir teras olan, ha­ vadar, mütevaz, üç odal evine kirac olarak gelen melankolik ve hastalkl baka bir genç çkmt bu kez de Anna'nn kar­ sna. Bu genç onunla evlenmek istemi ama Anna dürüstlük adna, bandan geçenleri ona itiraf etmi ve sonra da daha önce olduu gibi, ayn ak oyununa izin vermek zorunda kal­ mt. Ama bu defa, sözünden caymas ve onu terk etmesinin ardndan, aniden kasabadan çekip giden rz dümanndan ha­ mile kald için skandal duyulmutu. Neyse ki bebek doar domaz ölmütü. Anna, öretmenlikten kovulduktan sonra,
39
balanan sadaka gibi çok düük bir maa sayesinde o melan­ kolik alçan onu sürükledii yalnzlk ve utanç içinde yaa­ m, balanmak için kendini dine adamt .
Bayan Agata, Anna Veronica'ya sk sk kilisede rastlyor ama onu görmemi gibi yapyordu. Anna bunun farkna varsa da alnmyordu. Gözlerini yukar kaldryor, daha cokulu dua ediyordu; sanki ilk balama örnei olmak onun vazifesiymi gibi, artk dualar herkes içindi, dostlar için de, dümanlar için de.
Marta'nn bana gelenleri duyunca, Anna Veronica pazar­ lar ayin srasnda Bayan Agata'ya baka gözlerle bakmaya ba­ lad. Marta'nn hamile olduunu biliyordu; bir gün kiliseden çkarken hfila dua etmekte olan arkadana usulca yaklap ku - cana aceleyle bir bohça brakarak, "Bu Marta için," demiti .
Bayan Agata ona seslenmek istemi ama Anna dönüp onu eliyle selamlayarak kaçp gitmiti . Bayan Agata bohçann içinde tla örülmü birkaç dantel, nakl üç tane bebek önlüü, iki tane de balk bulmutu. Gözleri yaarm ve duygulanmt .
Deer verdii birçok arkada skandaldan sonra ortalarda görünmemiti, ama öte yandan, bu eski dostluk kaçamak bir ekilde tekrar kenetleniyordu ite. Gerçekten de ertesi pazar Anna Veronica'y kilisede tekrar görmü ve yanna oturmutu; ayin sonras eski anlan, olaylar ve ikisinin de bandan geçen üzücü hadiseleri kederle anarak uzun uzun konumulard.
Artk Francesco Ajala odasndan çkmadna göre, Anna Veronica eskisi gibi diki ilerine yardma, onlara arkadalk etmeye gizlice gelemez miydi?
Evet, gelebilirdi. te, Anna Veronica, Ajala'nn kapand odann önünden parmaklarnn ucuna basarak geçiyor, sonra siyah tövbekar alndan kurtulup Marta ve Maria'ya ayr ayr gülümseyerek, "te buradaym kzlar,&